Bu hafta son dönemde dolar kurunda düşüşü içerecek şekilde ekonomi gündemiyle başlayalım, ardından AKP iktidarının içinde bulunduğu dağılma döneminde yaşanan zararları minimize etmek için erken seçimi hızlandıracak stratejilere değinelim. TL’nin yabancı para birimlerinden ayrışmasında 2 ana neden var. İlki delta varyantı ile pandeminin uzaması ve neticesinde başta ABD Merkez Bankası (Fed.) olmak üzere parasal sıkılaşma politikasının ötelenmesi yatıyor. Bu amaçla çok sık kullanılan ABD 10 yıl vadeli devlet tahvili faizlerinde büyük bir gevşeme yaşandı ve piyasalar yatıştı. Mevcut durumda eylül ayındaki Fed. toplantısında varlık alımlarının azaltılmasını ifade eden ‘tapering’ süreci muhtemelen tartışmaya açılacak ve aralık ayında uygulanacak. Avrupa Merkez Bankası da Fed’i 3-6 ay geriden takip edecektir. İngiltere Merkez Bankası ise bu iki kurumun arasında bir zamanda sıkılaşmaya geçebilir. Japonya ve İsviçre’den benzer bir hareket beklememek lazım; diğer taraftan Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda bu sürece başladılar bile. TL’yi güçlü kılan diğer ana nedense tüketici enflasyonunun resmi verilerde dahi yüksek seyretmesi. Burada iktisat bilimi finans hünerinden ayrışıyor; çünkü literatür yüksek enflasyon para biriminin değerini düşürür derken, finans onun birkaç adım önüne geçerek bu kadar yüksek faiz ortamında endişe duyulan erken ve ölçüsüz faiz indirimlerine gidilemez diyor. Haliyle yurt içinde mart ayında Naci Ağbal’ın görevden alınması gibi bir şok yaşanmazsa ya da yine aynı ayın ilk 2 haftasındaki gibi küresel piyasalarda tahvil faizleri sarsıntısı yaşanmazsa TL değerini koruyabilir. Bu esnada kıstası enflasyon olmayan, çoğu yabancı veya kurumsal yatırımcı yüksek TL faizinden faydalanmak isteyebilirler. FAİZLER İNER Mİ? ÜFE ile TÜFE arasındaki makas, ağustos ve eylül aylarında TCMB’nin faiz indirimi yönünde hareket etmesine olanak tanımıyor. Yılın son aylarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gönlünü etmek için 100 baz puanlık bir indirim denenebilir. Tabii bunun için yılsonu enflasyon beklentisinin piyasada %16 düzeyinde oluşması gerek. Bu noktada artan enflasyonun şu aşamada kesinlikle bir faiz artırımı getirmeyeceğini, böyle bir politikanın Erdoğan tarafından onaylanmayacağını belirteyim. Son dönemdeki enflasyonun TL’nin değer kaybından ve devletin belirlediği bazı fiyatlara yapılan zam kaynaklı değil; daha çok küresel emtia ve navlun fiyatlarındaki artıştan ötürü olduğunu söylemek gerek. Bu nedenle pandemi sonrasındaki dışsal bir nedenle bir anda ÜFE’de düşüş gerçekleşebilir, fakat şu anda bu noktadan hala uzaktayız. Gelelim feci orman yangınlarıyla yönetme kabiliyetinin olmadığını bir kez daha gördüğümüz AKP iktidarına ilişkin stratejide. Daha önce de belirttiğim gibi imkânı olsa AKP genel seçimleri Mart 2024’e kadar ötelemek ister. Fakat Türkiye bu iktidarı şimdiden hiç kaldıramıyor; seçime kalan normal süre 2 yılı geçiyorum, 1 yıla dahi dayanacak takatimiz yok. Son dönemde bozuk rejimin finansman kanallarını tıkamak amacıyla, başta Kanal İstanbul olmak üzere hiçbir kamu yararı içermeyen veya içeren ancak maliyetleri piyasa normalleri ile bağdaşmayan projelere karşı muhalefet esaslı duruş sergiledi. Bir taraftan toplum nazarında kararlılık gözlendi, diğer taraftan uluslararası kuruluşlar bu uyarıları ciddiye aldılar. Yakında Erdoğan da 2013’ten beri iddia ettiğim Kanal İstanbul’un hiçbir zaman inşa edilemeyeceği gerçeğini anlayacak ve zamanla bu konuda sessizliğe gömülecek. Bu şekilde AKP rejiminin çalışma mekaniği bozulduğu gibi devlet kendi olağan borçlanmalarına devam ederek faaliyetlerini sürdürebildi, yani vatandaşlara hiçbir zarar verilmedi. Fakat devlet mekanizmasının kayırmacılık ve çıkarcılıktan ötürü zayıflatılmasıyla olağanüstü durumlarda etkinlik kalmadı. Güney sahillerimizde yaşanan orman yangınlarına karşı devletin acizlik içine düşmesi bunun en iyi örneği. Çay atma veya yangın uçağı yokluğunda lüks uçakla semalardan poz vermek AKP’deki akıl tutulmasını gösteriyor. İşte bu noktada iktidarın yönetme kabiliyetinin hiç kalmadığını tüm topluma göstermek gerek. ERKEN SEÇİM ANAHTARI HALA AKP’DE Bozuk rejim tıkansa ve bunu toplumdan saklayamasa da erken seçimin anahtarı hala AKP’de. Bu nedenle 3. aşamada AKP’nin mevcut erime döneminden dağılma dönemine itilmesi gerekiyor. Toplum vicdanını sızlatan atamalar, hatalı kararlar ve art niyetli uygulamaların iktidar değişiminin ardından bağımsız yargılama sonucunda bedellerinin ödetileceğinin ortaya konması şart. Yani AKP iktidarıyla birlikte yürüyen ve çıkarları bu doğrultuda olan kişilere gemiyi terk etmeleri için son bir imkân tanınmalı, aksi halde iktidar değişiminden sonra adaletin en ağır biçimde tecil edeceği anlatılmalı. Böylece erken seçme giden yolun önündeki en büyük engel olan AKP’nin bütünlüğünü sona erdirilebilir. Devlette, teşkilatında ve seçmen nazarındaki erime, önemli kopuşlara yerini bırakabilir. Neticesinde mevcut yıkımın durmasına neden olacak erken seçimlere giden yol; ya kopan AKP’liler eliyle ya da Erdoğan’ın asla kazanamayacağını anlayıp çekileceğini belirtmesiyle kısalabilir. Hiç şüphesiz yaklaşık 20 yıllık AKP iktidarı çok kişiyi zengin etti ve toplumsal güçlerini artırdı; haliyle Erdoğan kültünü ve AKP kurumsallığını geride bırakarak onları koparmak hiç kolay değil. Yine elindeki gücü sonuna kadar kullanmaya alışmış, çok zorlu durumlardan çıkmayı başarmış bir Erdoğan’ın çekilmeyi tahayyül dahi etmesi zor. Fakat her şeye rağmen çöküşe giden bir iktidarı gözlemleyen ve ardından gelenlerin adalet arayışının ciddiyetini görenler bireysel çıkarlarını ön plana koyarak tercihte bulunurlar. Ya da kazanamayacağını gören Erdoğan ardından gelen rejimi kendisini koruyacak şekilde kurgulamayı tercih edecektir. Eylül ortasından itibaren ekonomideki gerginlik bir derece daha artacak ve yılın son ayları can yakıcı geçecek. Sadece kur ve faiz gibi soyut göstergelerde değil, soğuk kış aylarında pandemi desteklerinin bitirildiği bir dönemde gerçek hayat pahalılığı ve işsizlik hissedilecek. Bu nedenle bir üst paragrafta belirttiğimiz ve mevcut koşullarda çok mümkün bulmayabileceğiniz önermeleri, ekim ayından sonraki 6 ay için değerlendirilmesi gerektiğini söylemeliyim. AKP’nin son kışı yaklaşıyor ve bu sefer toplumla birlikte kendisi de soğuğu fena hissedecek.