Loading...
AB yüzde 15’lik enerji kısıntısıyla kışı kurtarmaya hazırlanıyor. Rusya ise kendisine uygulanan yaptırımları nasıl deleceğini araştırmakta. İşte bütün bunlar Suudi Arabistan'ı enerji denkleminde önemli bir aktör haline getiriyor.MBS'in Türkiye ziyareti bir gönül alma ve soğumuş ilişkileri yeniden ılındırma hedefine yönelikti. Üzerinden bir ay geçmeden, MBS bu defa Avrupa Birliği'ne açıldı. Şimdi Yunanistan ve Fransa'yı ziyaret ediyor. Ziyaretin Yunanistan ayağının en önemli dosyalarından birini yine enerji konusu oluşturuyor. Suudi Arabistan, yenilenebilir ve/veya alternatif enerji konusunda Yunanistan'ın ihtiyaç duyabileceği yatırımları yapmaya, Yunanistan üzerinden AB'nin bu alanlarda enerji desteği almasına yardımcı olmaya hazır olduğunu açıkladı. İyi de, Yunanistan, Mısır, İsrail ve Kıbrıs arasında Türkiye'yi dışlayan bir takım çoklu girişimler yetmiyormuş gibi, şimdi devreye bir de Suudi Arabistan mı giriyor? Öte yandan, AB içinde Türkiye'ye karşı kendi politikalarını artık hissedilir şekilde kabul ettiren, benzer bir gelişmeyi ABD nezdinde de giderek etkinleştiren Yunanistan, şimdi Doğu Akdeniz'den Orta Doğu ve Körfez'e mi sarkmaya başlıyor? Uluslararası ilişkiler bir orman gibi değerlendirilmeye muhtaçtır. Ormanın içinde bir kenardaki ağaçlarla ilgilenirken, ormanın geri kalan kısımlarında neler olup bittiğini gözden kaçırırsanız, hiç beklemediğiniz sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Türkiye, son yıllarda ormanın bütününü görebilme yeteneğini kaybetmiştir. Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine sıcak para kaynağı olarak bakma alışkanlığı "onurlu bir dış politika" örneği olarak görülemeyeceği gibi, Türkiye'nin itibarını giderek yıpratan bir hal almaya başlamıştır. Kimse, Türkiye'nin Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, İsrail, Suudi Arabistan gibi ülkelerle ilişkilerini düzeltme çabalarını ikna edici ve inandırıcı bir dış politika hamlesi olarak görmemektedir. Acıklıdır, Türkiye AKP politikalarıyla böylesi bir güvensizlik içinde ve inandırıcılık kaybında ilerledikçe, Körfez, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bütünleşmesi giderek Fransa ile birlikte Batı Akdeniz'e de yayılmaktadır. MBS'in Avrupa seyahatinin ikinci ayağının Fransa olması da bu bakımdan dikkati çekiyor. PEKİ LEVANT'TA NELER OLUYOR? Son olarak biraz da Levant'a bakalım... Geçtiğimiz ay, Lübnan, Suriye ve Mısır, bir anlaşma imzalayarak, Mısır gazının Suriye üzerinden Lübnan'a gönderilmesi konusunda mutabakat sağladılar. Bu anlaşmaya göre, Mısır Lübnan'ın Deir Ammar santraline yılda 720 milyon metreküp doğalgaz tedarik edecek ve bu tedarik Lübnan'a Ürdün ve Suriye üzerinde geçen Arap Doğal Gaz Boru hattı (ADGB) ile ulaşacak. Henüz tam anlamıyla sonuçlanmayan bu mutabakatın Dünya Bankası tarafından projenin fonlandırılması için onaylanması bekleniyor. Tabii Suriye'ye karşı uygulanan Sezar Kanunu uyarınca ABD'nin anlaşmaya yeşil ışık yakıp yakmayacağı da ayrı bir sual. Hiç belli olmaz... Hizbullah'ın İran gazı tedariki yoluyla Lübnan üzerinde İran'ın etkisini artırma çabalarını bertaraf etmek isteyebilecek bir ABD'nin pek ala bir çıkar yol bulması mümkün... İSRAİL'İN ROLÜ VAR MI? Resmin bir de İsrail boyutu var... ADGB ile Mısır gazının Suriye ve Ürdün üzerinden Lübnan'a götürüleceği söylenirken, aynı boru hattının İsrail'in Leviathan yatağından çıkan İsrail gazını Mısır'a nakletmek için kullanıldığını da unutmamak gerek. Yani, Lübnan her ne kadar İsrail'den hiç bir ticari menfaat sağlamayacağını ısrarla dile getiriyorsa da, uzun vadede Lübnan'a gelen Mısır gazının ne kadarına İsrail gazının bulaşacağı da ayrı bir soru işareti. Bölgede yeni ittifaklar, yeni birliktelikler oluşuyor. Türkiye Karadeniz'de tahıl koridoru ile uğraşırken, Akdeniz'de giderek devre dışı kalıyor. Suriye, İsrail, Lübnan, Ürdün ve Mısır ile ilişkiler güllük gülistanlık olsaydı, Doğu Akdeniz'in enerji vanaları Türkiye'de olurdu. Şimdi bu hidrokarbon akımının kokusu dahi duyulmuyor bizim kıyılardan...